Yeni Çernobil'ler olmasın diye yenilenebilir enerji.

Yeni Çernobil'ler olmasın diye yenilenebilir enerji.
26 Nisan 2021 - 11:44
26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Belarus sınırındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde
yaşanan patlama, dünyanın en büyük nükleer felaketi olarak kayıtlara geçmişti.
Patlamanın ardından 1945'te Hiroşima'ya atılan atom bombasının 50 katına eşit
miktarda radyasyon çevreye yayılmıştı. Radyoaktif madde yüklü bulutlar Türkiye dahil birçok
ülkeyi etkilerken, santralin yakın coğrafyasında yaratılan nükleer etki, aradan 35 yıl
geçmesine rağmen hâlâ sürüyor.
Geleceğini rüzgâr enerjisi sektöründe şekillendirmek isteyen gençlere online eğitim ve
belgelendirme fırsatı sunan Windbaba’nın Stratejik Çözüm Ortağı ve Akredite Kobi
Danışmanı Bülent Yüce, Çernobil felaketinin, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm
dünyada yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına yönelimde bir eşik noktası olduğuna dikkat
çekti.
// EN DİKKAT ÇEKİCİ ÖRNEK FRANSA
Avrupa kıtasının Çernobil’den pek çok ders çıkardığını vurgulayan Bülent Yüce, bu
konuda en dikkat çekici örneğin Fransa ve Almanya olduğu bilgisini verdi.
Enerji üretiminin yüzde 70'ini nükleer enerjiden karşılayan ve bu yönüyle eleştirilerin
odağında olan Fransa’nın yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik büyük bir yatırım atağına
kalktığına işaret eden Yüce, “Halen 5 bin MW seviyesinde olan denizüstü (offshore) RES
kurulu gücünü kapasite revizyonu ile birlikte 8 bin MW’a çıkaran Fransa, 2028 yılına
kadar 6.200 MW denizüstü RES'i daha devreye alacak. Fransa 2035 yılına kadar 14
nükleer santralini tamamıyla devreden çıkarmayı hedefliyor. Almanya ise yeni nükleer
santral yapmama ve devrede olan 17 nükleer santrali aşama aşama devreden çıkarma
kararını tüm dünya ile paylaştı.” dedi.
Türkiye’nin son on beş yılda kaydettiği dünya ölçeğinde başarı ile rüzgâr enerjisi
kurulu gücünü 182 kat artırarak 9 bin 305 Megavata (MW) çıkardığını hatırlatan Bülent Yüce,
2020 yılı sonunda ulaşılan 96 bin Megavat’lık kurulu güçten çok daha fazla yenilenebilir
enerji potansiyeli olduğunu belirtti.

TÜKETİMİN ÇOK ÜZERİNDE POTANSİYELİMİZ VAR

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Rüzgar Enerjisi Potansiyel Atlası’nda (REPA)
kara ve denizüstü santraller için 48 bin Megavat olarak açıklandığını anımsatan Bülent Yüce
şu değerlendirmeyi yaptı:
“Rüzgâr enerjisinde 48 bin Megavat olarak açıklanan rakamın en az iki katı
potansiyelimizin olduğunu, sektörün tüm aktörleri ve hatta kamu otoritelerimiz de
biliyor. Güneş enerjisinde ise ne kadar potansiyelimizin olduğunu bile bilmiyoruz.
Biyokütle, jeotermal, dalga enerjisi gibi yenilenebilir ve temiz enerji kaynakları da
düşünüldüğünde; Türkiye’nin tüketiminin çok üzerinde bir potansiyeli olduğu
görülüyor. Bu veriler ortada iken, ülkemizin, tüm gelişmiş ülkeler tarafından terk edilen
nükleer enerjiye yatırım yapmasını anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz.”

KUTU
“HİDROJENİ HENÜZ ENERJİ
KAYNAĞI OLARAK GÖRMÜYORUZ”
Dünyanın nükleer enerji teknolojisinde en ileri ülkeleri arasında olan Japonya, 2011
yılı Mart ayında yaşadığı 9 büyüklüğündeki Fukuşima depreminden sonra nükleer
santrallerini azaltma stratejisini hız kazandırdı. Depremde Fukuşima Nükleer Santrali’nde
yaşanan yangında büyük tehlike atlatan Japonya, hidrojeni 2030 yılına kadar 30’dan fazla
nükleer reaktörün üretimine eşit bir güç kaynağı yapmayı hedefliyor.
Bülent Yüce, Japonya hükümetinin hidrojeni emisyonsuz yanan elektrik jeneratörleri
için yakıt olarak kullanılabilir hâle getirme çabalarını desteklemek için 2020 yılında 19 milyar
dolar kaynak sağladığını belirtti. Türkiye’nin ise hidrojen enerjisinde sıfır noktasında olduğunu
kaydeden Yüce, “Ülkemizin enerjide kaynak çeşitliliğini sağlamasının hayati öneme
sahip olduğunu hep söylemekteyiz. Kamu otoritelerimizin de sıfır noktasında
olduğumuz hidrojeni mutlaka bir enerji kaynağı olarak gündemlerine almaları
gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Bu haber 1230 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum