Ulusal Tarım Çalıştayı Sonuç Bildirgesi Yayınlandı
19 Nisan 2021 - 13:43
Ulusal Tarım Çalıştayı Sonuç Bildirgesi Yayınlandı
17-25 Şubat 2021 tarihleri arasında gerçekleşen Ulusal Tarım Çalıştayı’nın Sonuç Bildirgesi’nde
sektöre ilişkin önemli tespitlere yer verildi. Ülkemizin değişik yerlerinde yaşayan ve kendi
alanlarında önde gelen akademisyen, uzman, üretici ve paydaşın 17 oturumda Türk Tarımı’nı
konuştuğu Çalıştayın “Tarım Yaşamsal Bir Zorunluluktur” başlığını taşıyan Sonuç Bildirgesi’nde
sorunlar, çözüm önerileri ve gerekenler maddeler halinde sıralandı. Türk Tarımı’nın net ve kısa
bir durumunun özetlendiği Sonuç Bildirgesi’nde; Genel Politikalar, Çevre ve Ekoloji, Etik, Gıda
Güvenliği ve Egemenliği, Hayvan Sağlığı ve Refahı, Kooperatifçilik, Ormanlar, Sular, Su Ürünleri,
Tarım Lojistiği, Tarım Medyası, Tarımsal Ticaret ve Pazarlama, Tek Sağlık, Toprak ve
Sürdürülebilirlik başlıkları altında ortaya çıkan tablo, tarihe not düşüldü.
Ulusal Tarım Çalıştayı Düzenleme Kurulu tarafından sunulan bildirilerden ve katılımcıların
destekleriyle oluşturulan Sonuç Bildirgesi’nde sıralanan maddelerin bazıları şunlardır;
Cumhuriyet’in ilk yıllarında yer alan konular, yine ülke gündeminde önceliğini korumalı,
kısa, orta, uzun vadeli ülke tarım politikasının vazgeçilmezi olmalıdır.
Kırsal kalkınmanın ülkemiz için bir tercih değil zorunluluk olduğu anlaşılmalı ve bu
zorunluluğun gerekleri yerine getirilmelidir.
Ülkemizin içinde bulunduğu gelişme süreci sahip olunan bütün kaynakları planlı ve
rasyonel bir tarzda kullanarak kalkınmayı hızlı ve dengeli bir biçimde sürdürmeyi
gerektirmektedir. Kırsalda iş ve yaşam şartlarının iyileştirilmesine, kooperatifçiliğin güçlendirilmesine, kırsal
refaha ve kırsal istihdam alanlarına ağırlık veren politikalar daha fazla kabul görmelidir.
Küçük ve orta ölçekli işletmeler için düşük endüstriyel girdiye dayalı agroekolojik tarımın
gereksinimlerine uygun AR-GE etkinlikleri ve eğitim hizmetleri düzenlenmelidir.
Çıkarılan yasa, yönetmelik ve KHK’ler, Türk tarımının ve çiftçisinin lehine olmalıdır.
Kırsal alanda yaşayan, tarımsal faaliyetlerde bulunan nüfusun sağlık, eğitim, sosyal
güvenlik, emeklilik, mevsimlik işçi, sendikal hak konularında eksiklikler giderilmeli; kırsal
cazip hale getirilerek, göç önlenmeli, bu uygulamalarla çiftçi nüfusun gençleşmesi
sağlanmalıdır.
Deprem riski yüksek olan ülkemizde ovaların tarım dışı kullanılması önlenerek, mevcut
yapılaşmanın ovalardan kayalık zeminlere taşınarak afetlerde ölüm engellenmelidir.
Kırsal alanda yeni yerleşim alanları belirlerken, mekansal planlamada bu değerler dikkate
alınmalıdır.
Tarımda verimlilik, rekabetin ve kalitenin ana unsurlarından birisidir. Verimli üretim
yapabilmek için her türlü eğitim, teknoloji ve inavasyon altyapılarının oluşturulması,
teşvik edici önlemler alınması gerekmektedir.
Türk Tarımı’nın bel kemiği durumundaki küçük aile işletmeciliğinin sorunları hızla ele
alınmalı ve çözülmelidir.
Yapılacak planlama ile ihtiyaç duyulan ürünler ülkemizde üretilmeli, zorunlu değilse
ithalat yoluna gidilmemelidir. Dünyanın ihtiyaç duyduğu ürünleri yetiştirerek (ürün
çeşitliliğini arttırarak) dış satım arttırılmalıdır.
Tarım hukukunu düzenleyen kanun sayısı çok ama düzenlemeler bağlantısızdır. Çiftçi ve işletme tanımları birbirinden farklıdır, tek tanımda birleştirilmelidir.
İhracatın artırılması ile ilgili olarak, destekleme modelleri geliştirilmeli, yatırımlarda teşvik
edici uygulamalar yapılmalıdır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi, köylü ve çiftçilerimizin eğitimi için köylere
gidilmelidir. Öğretim üyelerimiz, ziraat mühendislerimiz, ziraat teknikerlerimiz,
teknisyenlerimiz, veteriner hekim ve veteriner sağlık memurları, gönüllü bir şekilde
yerinde eğitim ve uygulama yapmalıdır. Köy enstitüsü benzeri kurumlar oluşturulmalıdır.
Özelleştirilen tarımsal KİT’ler yeniden kurulmalı, halkın ve çiftçinin ihtiyaç duyduğu
ürünler ve girdiler bu KİT’ler yoluyla düzenli, uygun ve ekonomik koşullarda temin
edilmelidir.
Üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltacak önlemler, politikalar ve yapılar hayata
geçirilmelidir.
Paris Anlaşması, TBMM onayından geçirilmeli ve “İklim Değişikliği Performans
Endeksi”nde başarıya ulaşılmalıdır. Ramsar Sözleşmesi için yasa çıkarılmalı ve titizlikle uygulanmalıdır.
Toprak erozyonu önleme programına öncelik verilmelidir.
Tarımsal üretim modellerimizi etik açıdan yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir.
Tarım ve gıda ürünlerinin serbest piyasa koşullarında ticarete konu metalar olarak
görülmesinden bir an önce vazgeçilmesi gerekmektedir. Gıda egemenliğinin ve gıda
hakkının sağlanması birincil öncelik olmalıdır.
Tarımsal üretim gıda hakkının temelidir. Ülkemiz tarımsal üretimden ve üreticiyi
korumaktan vazgeçmemelidir.
Gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemeler; şeffaf, katılımcı ve bilim temelli
olmalıdır.
Hayvan sağlığı, insan sağlığı ve hayvansal üretimle doğrudan ilişkili olduğu için ulusal
ölçekte bir devlet politikası olarak ele alınmalı ve gereken önem en üst düzeyde
verilmelidir.
Türkiye’de veteriner hekim yetiştiren veteriner fakültelerinin sayısı gereğinden çok
fazladır. Bu bağlamda yeni veteriner fakülteleri açılmamalı, henüz mezun vermeyen
fakülteler bölgedeki gelişmiş fakültelerle birleştirilerek sayıları azaltılmalıdır. Kooperatifleşme öncelikli devlet politikası olmalıdır.
Tarımsal örgüt yapısı düzenlenmelidir.
Tarımda, kırsalda örgüt çeşitliliği ve dağınıklığı ortadan kaldırılmalıdır. Ormancılığımızda yalnızca orman ekosistemlerinden yararlanmayı düzenleyecek biçimde
değil, “devlet ormanı” sayılan arazileri iyileştirme, bu arazilerden çok boyutlu
yararlanmayı olanaklı kılacak biçimde bütünsel olarak planlama düzenine geçilmelidir.
Yeraltı sularımızla yapılan sulamaların en verimli şekilde yapılması ve ulusal su planı ve
kalkınma planlarında belirtildiği gibi tarımsal sulamada kullanılan yeraltı suyu miktarı her
yıl azaltılmalıdır.
Milli Su Konseyi kurulmalıdır.
Su tasarrufu özendirilmeli ve su kullanımı kontrol altına alınmalıdır.
Kişi başı balık tüketiminin bireysel farkındalık, satın alma ve tüketim kolaylıklarının ön
plana çıkartılarak arttırılması desteklenmelidir.
Üretime bağlı fiyat dalgalanmalarının azaltılması için üretimin kontrol edilebilir ve
izlenebilir bir şekilde kayıt altına alınmalı hem ulusal hem de bölgesel olarak talebe dayalı
havza bazlı üretim planlaması yapılmalıdır.
Tarım medyasında yer alan kişiler hem tarımın hem de medyanın sözcülüğü ve
savunuculuğunu daha etkin şekilde yapmalıdırlar.
Türkiye’deki tarım işletmeleri küçük ve çok parçalı yapıya sahip işletmelerden
oluşmaktadır. Bu yapı, üreticileri veya işletmeleri; üretim maliyetleri, ürün işleme ve
pazarlama gibi faaliyetlerinde dezavantajlı duruma düşürmektedir. Karlı ve verimli bir
üretim için üreticilerin/işletmelerin ölçek ekonomisine geçmeleri gerekir.
Üreticiler ve işletmelerin kısa vadeli veya günübirlik fırsatları değerlendirmek yerine uzun
vadeli, sürdürülebilir ve karlı üretim politikaları konusunda bilinçli hareket etmeleri
sağlanmalıdır.
Genç nesillerin tarıma yönlendirilmesi için bir Tarım Gelir Garanti Fonu (TGGF)
oluşturulmalı ve tarımsal geliri Geçim Seviyesinin altında olan genç tarım üreticilerinin
eksik kalan kısmının tamamlanması TGGF’den sağlanmalıdır. Tek Sağlık çatısı altında ilgili tüm sektör ve disiplinlerarası bir araya gelerek tehlikenin
boyutları kamuoyuna acilen yapılacak çeşitli etkinlikler ile seminer, panel, TV
programları, radyo programları vs. ile bilgilendirmesi gerekmektedir.
Zoonoz riski açısından önlem alınmak üzere doğa, tarım alanları, mera, yayla, çayır, otlak,
sulak ve ormanlık alanların sistemli bir şekilde turizm, organize sanayi bölgesi,
konutlaşma vs. gibi gerekçeler ile yok edilmesinin önüne geçilmeli, verilmiş izinler varsa
iptal edilmelidir.
Sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni bir üretim anlayışı ile toprağa ve ekosisteme bakış
açımızı değiştirmemiz gerekmektedir.
Agroekoloji ve gıda egemenliği eğitimde, tarım ve kırsal kalkınmada egemen olmalıdır.
17-25 Şubat 2021 tarihleri arasında gerçekleşen Ulusal Tarım Çalıştayı’nın Sonuç Bildirgesi’nde
sektöre ilişkin önemli tespitlere yer verildi. Ülkemizin değişik yerlerinde yaşayan ve kendi
alanlarında önde gelen akademisyen, uzman, üretici ve paydaşın 17 oturumda Türk Tarımı’nı
konuştuğu Çalıştayın “Tarım Yaşamsal Bir Zorunluluktur” başlığını taşıyan Sonuç Bildirgesi’nde
sorunlar, çözüm önerileri ve gerekenler maddeler halinde sıralandı. Türk Tarımı’nın net ve kısa
bir durumunun özetlendiği Sonuç Bildirgesi’nde; Genel Politikalar, Çevre ve Ekoloji, Etik, Gıda
Güvenliği ve Egemenliği, Hayvan Sağlığı ve Refahı, Kooperatifçilik, Ormanlar, Sular, Su Ürünleri,
Tarım Lojistiği, Tarım Medyası, Tarımsal Ticaret ve Pazarlama, Tek Sağlık, Toprak ve
Sürdürülebilirlik başlıkları altında ortaya çıkan tablo, tarihe not düşüldü.
Ulusal Tarım Çalıştayı Düzenleme Kurulu tarafından sunulan bildirilerden ve katılımcıların
destekleriyle oluşturulan Sonuç Bildirgesi’nde sıralanan maddelerin bazıları şunlardır;
Cumhuriyet’in ilk yıllarında yer alan konular, yine ülke gündeminde önceliğini korumalı,
kısa, orta, uzun vadeli ülke tarım politikasının vazgeçilmezi olmalıdır.
Kırsal kalkınmanın ülkemiz için bir tercih değil zorunluluk olduğu anlaşılmalı ve bu
zorunluluğun gerekleri yerine getirilmelidir.
Ülkemizin içinde bulunduğu gelişme süreci sahip olunan bütün kaynakları planlı ve
rasyonel bir tarzda kullanarak kalkınmayı hızlı ve dengeli bir biçimde sürdürmeyi
gerektirmektedir. Kırsalda iş ve yaşam şartlarının iyileştirilmesine, kooperatifçiliğin güçlendirilmesine, kırsal
refaha ve kırsal istihdam alanlarına ağırlık veren politikalar daha fazla kabul görmelidir.
Küçük ve orta ölçekli işletmeler için düşük endüstriyel girdiye dayalı agroekolojik tarımın
gereksinimlerine uygun AR-GE etkinlikleri ve eğitim hizmetleri düzenlenmelidir.
Çıkarılan yasa, yönetmelik ve KHK’ler, Türk tarımının ve çiftçisinin lehine olmalıdır.
Kırsal alanda yaşayan, tarımsal faaliyetlerde bulunan nüfusun sağlık, eğitim, sosyal
güvenlik, emeklilik, mevsimlik işçi, sendikal hak konularında eksiklikler giderilmeli; kırsal
cazip hale getirilerek, göç önlenmeli, bu uygulamalarla çiftçi nüfusun gençleşmesi
sağlanmalıdır.
Deprem riski yüksek olan ülkemizde ovaların tarım dışı kullanılması önlenerek, mevcut
yapılaşmanın ovalardan kayalık zeminlere taşınarak afetlerde ölüm engellenmelidir.
Kırsal alanda yeni yerleşim alanları belirlerken, mekansal planlamada bu değerler dikkate
alınmalıdır.
Tarımda verimlilik, rekabetin ve kalitenin ana unsurlarından birisidir. Verimli üretim
yapabilmek için her türlü eğitim, teknoloji ve inavasyon altyapılarının oluşturulması,
teşvik edici önlemler alınması gerekmektedir.
Türk Tarımı’nın bel kemiği durumundaki küçük aile işletmeciliğinin sorunları hızla ele
alınmalı ve çözülmelidir.
Yapılacak planlama ile ihtiyaç duyulan ürünler ülkemizde üretilmeli, zorunlu değilse
ithalat yoluna gidilmemelidir. Dünyanın ihtiyaç duyduğu ürünleri yetiştirerek (ürün
çeşitliliğini arttırarak) dış satım arttırılmalıdır.
Tarım hukukunu düzenleyen kanun sayısı çok ama düzenlemeler bağlantısızdır. Çiftçi ve işletme tanımları birbirinden farklıdır, tek tanımda birleştirilmelidir.
İhracatın artırılması ile ilgili olarak, destekleme modelleri geliştirilmeli, yatırımlarda teşvik
edici uygulamalar yapılmalıdır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi, köylü ve çiftçilerimizin eğitimi için köylere
gidilmelidir. Öğretim üyelerimiz, ziraat mühendislerimiz, ziraat teknikerlerimiz,
teknisyenlerimiz, veteriner hekim ve veteriner sağlık memurları, gönüllü bir şekilde
yerinde eğitim ve uygulama yapmalıdır. Köy enstitüsü benzeri kurumlar oluşturulmalıdır.
Özelleştirilen tarımsal KİT’ler yeniden kurulmalı, halkın ve çiftçinin ihtiyaç duyduğu
ürünler ve girdiler bu KİT’ler yoluyla düzenli, uygun ve ekonomik koşullarda temin
edilmelidir.
Üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltacak önlemler, politikalar ve yapılar hayata
geçirilmelidir.
Paris Anlaşması, TBMM onayından geçirilmeli ve “İklim Değişikliği Performans
Endeksi”nde başarıya ulaşılmalıdır. Ramsar Sözleşmesi için yasa çıkarılmalı ve titizlikle uygulanmalıdır.
Toprak erozyonu önleme programına öncelik verilmelidir.
Tarımsal üretim modellerimizi etik açıdan yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir.
Tarım ve gıda ürünlerinin serbest piyasa koşullarında ticarete konu metalar olarak
görülmesinden bir an önce vazgeçilmesi gerekmektedir. Gıda egemenliğinin ve gıda
hakkının sağlanması birincil öncelik olmalıdır.
Tarımsal üretim gıda hakkının temelidir. Ülkemiz tarımsal üretimden ve üreticiyi
korumaktan vazgeçmemelidir.
Gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemeler; şeffaf, katılımcı ve bilim temelli
olmalıdır.
Hayvan sağlığı, insan sağlığı ve hayvansal üretimle doğrudan ilişkili olduğu için ulusal
ölçekte bir devlet politikası olarak ele alınmalı ve gereken önem en üst düzeyde
verilmelidir.
Türkiye’de veteriner hekim yetiştiren veteriner fakültelerinin sayısı gereğinden çok
fazladır. Bu bağlamda yeni veteriner fakülteleri açılmamalı, henüz mezun vermeyen
fakülteler bölgedeki gelişmiş fakültelerle birleştirilerek sayıları azaltılmalıdır. Kooperatifleşme öncelikli devlet politikası olmalıdır.
Tarımsal örgüt yapısı düzenlenmelidir.
Tarımda, kırsalda örgüt çeşitliliği ve dağınıklığı ortadan kaldırılmalıdır. Ormancılığımızda yalnızca orman ekosistemlerinden yararlanmayı düzenleyecek biçimde
değil, “devlet ormanı” sayılan arazileri iyileştirme, bu arazilerden çok boyutlu
yararlanmayı olanaklı kılacak biçimde bütünsel olarak planlama düzenine geçilmelidir.
Yeraltı sularımızla yapılan sulamaların en verimli şekilde yapılması ve ulusal su planı ve
kalkınma planlarında belirtildiği gibi tarımsal sulamada kullanılan yeraltı suyu miktarı her
yıl azaltılmalıdır.
Milli Su Konseyi kurulmalıdır.
Su tasarrufu özendirilmeli ve su kullanımı kontrol altına alınmalıdır.
Kişi başı balık tüketiminin bireysel farkındalık, satın alma ve tüketim kolaylıklarının ön
plana çıkartılarak arttırılması desteklenmelidir.
Üretime bağlı fiyat dalgalanmalarının azaltılması için üretimin kontrol edilebilir ve
izlenebilir bir şekilde kayıt altına alınmalı hem ulusal hem de bölgesel olarak talebe dayalı
havza bazlı üretim planlaması yapılmalıdır.
Tarım medyasında yer alan kişiler hem tarımın hem de medyanın sözcülüğü ve
savunuculuğunu daha etkin şekilde yapmalıdırlar.
Türkiye’deki tarım işletmeleri küçük ve çok parçalı yapıya sahip işletmelerden
oluşmaktadır. Bu yapı, üreticileri veya işletmeleri; üretim maliyetleri, ürün işleme ve
pazarlama gibi faaliyetlerinde dezavantajlı duruma düşürmektedir. Karlı ve verimli bir
üretim için üreticilerin/işletmelerin ölçek ekonomisine geçmeleri gerekir.
Üreticiler ve işletmelerin kısa vadeli veya günübirlik fırsatları değerlendirmek yerine uzun
vadeli, sürdürülebilir ve karlı üretim politikaları konusunda bilinçli hareket etmeleri
sağlanmalıdır.
Genç nesillerin tarıma yönlendirilmesi için bir Tarım Gelir Garanti Fonu (TGGF)
oluşturulmalı ve tarımsal geliri Geçim Seviyesinin altında olan genç tarım üreticilerinin
eksik kalan kısmının tamamlanması TGGF’den sağlanmalıdır. Tek Sağlık çatısı altında ilgili tüm sektör ve disiplinlerarası bir araya gelerek tehlikenin
boyutları kamuoyuna acilen yapılacak çeşitli etkinlikler ile seminer, panel, TV
programları, radyo programları vs. ile bilgilendirmesi gerekmektedir.
Zoonoz riski açısından önlem alınmak üzere doğa, tarım alanları, mera, yayla, çayır, otlak,
sulak ve ormanlık alanların sistemli bir şekilde turizm, organize sanayi bölgesi,
konutlaşma vs. gibi gerekçeler ile yok edilmesinin önüne geçilmeli, verilmiş izinler varsa
iptal edilmelidir.
Sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni bir üretim anlayışı ile toprağa ve ekosisteme bakış
açımızı değiştirmemiz gerekmektedir.
Agroekoloji ve gıda egemenliği eğitimde, tarım ve kırsal kalkınmada egemen olmalıdır.
Bu haber 1288 defa okunmuştur.







YORUMLAR