O'NU HATIRLIYORUZ.

O'NU HATIRLIYORUZ.
05 Kasım 2021 - 08:58
O’NU HATIRLIYORUZ.

                                     Yılmaz Yıldız
                                                       Atatürkçü Düşünce Derneği Buca Şube Başkanı

Mustafa Kemal Paşa, Adana’dan yola çıkıp 13 Kasım 1918’de İstanbul’a vardığında, yaveri Cevat Abbas Bey’e boşuna “geldikleri gibi giderler” dememişti. Çünkü o; çok daha önceden kafasında planlarını yapmıştı. O kadar ki; Cevat Abbas’ın anılarında; Mustafa Kemal Paşa’nın trende ellerinde silahlarla İstanbul’a birlikte geldiği tüm askerlere “silahlarınızı bırakmadan evlerinize gidin” uyarısını yaptığını belirtmesi bile, amacının daha o zaman bile ne olduğunu göstermekteydi.
Tek amacı, ülkesinin önündeki tehlikeyi gördüğünden “kurtuluş” için elinden gelen her şeyi yapmaktı. Ve o birkaç gün içinde üç gazetede onunla yapılan mülakatlarda en iyi siyaseti “her türlü manasıyla en çok kuvvetli olmak” olarak ifade etmiş ve sadece askeri silah gücünden söz etmediğini de “Benim murad ettiğim manen, ilmen, fennen, ahlâken kuvvetli olmaktır” cümleleriyle anlatarak, gelecekteki uygulamalarının temelini vermişti.
Bunlardan en önemlisi olan Cumhuriyet’i de; kurulacak hükümetin mutlaka halkın egemenliğinin onayını alarak, milli iradeye dayanması gerektiğini belirterek ve bu zor zamanda bile tek çözümün Meclis-i Mebusan’da ve millet egemenliğinde olması gerektiğini vurgulayarak daha o dönemlerde savunmuştu.  
Gördüğümüz gibi, Mustafa Kemal Paşa daha o zamanlar bile ulus egemenliğine verdiği önemi, çok net olarak kamuoyuna yansıtmıştı. Bu görüşlerinin yeni devleti kurma aşamasında ve kurduktan sonra da hiç değişmediğini görmek çok önemlidir.
Bizler onun yıllar öncesinde ulus egemenliğini savunduğunu, hatta Cumhuriyet fikrini dile getirdiğini bilmekteyiz. İstiklal savaşımızda da ulusal bağımsızlık” mücadelesi verilirken, aynı zamanda bir de “ulusal egemenlik” mücadelesi verdiğini; daha ilk aşama olan Amasya Genelgesi’ndeki vatanın bütünlüğü ile bağımsızlığını, “yine ulusun kararının kurtaracağı” cümlelerinde gördük. Amasya sonrasında yerel olarak toplanan ama kararlarıyla tüm ulusa seslenen Erzurum Kongresi’nde, “Milli iradeyi etkin kılma” kararında ve ülkedeki tüm “çoban ateşlerinin birleştirildiği” Sivas Kongresi’nde “halka egemenliğin verilmesi” düşüncesinin en somut örneği olan ve ulusun egemenliği anlamına gelen gazetenin “İrade-yi Milliye” adında gördük. Ankara’da açılan TBMM’nin kapısının üzerine yazdırılan “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazısında öğrendik.
Son noktanın da büyük ve onurlu bir bağımsızlık savaşıyla Türk milletinin, 1 Kasım 1922’de Saltanatı kaldırması ve ardından da 29 Ekim 1923’de devletin ismini de koyacak şekilde Cumhuriyetin ilan edilmesiyle daha iyi anladık.
O başlangıcından itibaren sadece milletin yönetim hakkını eline almasını istemiş ve  insanca, onurlu bir şekilde yaşayarak faziletli ve namuslu insanlar yetiştirecek bir “Türkiye Cumhuriyeti”ni hedeflemişti.
İstenildiği kadar birileri tarihi gerçekleri görmemeye ve saklamaya çalışsınlar, gerçekler önünde sonunda ortaya çıkıyor ve tarihe geçmiş her şey, “tarihi yapana sadık kalarak yazanlarca” ortaya çıkartılarak “insanlığı şaşırtacak bir şekil” almaya devam ediyor.
O ise “Onuncu Yıl Nutkunu” yazarken 1933 yılında en sonda kendi el yazısıyla halkından son isteğini şöyle belirtmişti.
‘Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!’
Üzerinden o kadar yıl geçmesine rağmen yaptıklarının daha iyi anlaşıldığı bu günlerde, Atatürk’ün “Beni hatırlayınız!” demesine bile fırsat vermeyen aydınlık, çağdaş ve minnet duygusu içindeki Türk milletinin sonsuza kadar O’nu hatırlayacağı kesindir. Hayata gözlerini yumduğu günün 83.Yılında bu 10 Kasım’da onu bizlere ve cumhuriyetimize katkıları nedeniyle minnetle anıyoruz ve;
O’nu hatırlıyoruz.

 
Bu haber 1225 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum