EVİN KOKUSU NEJAT UYGUR SAHNESİ'NE SİNDİ

EVİN KOKUSU NEJAT UYGUR SAHNESİ'NE SİNDİ
26 Mart 2021 - 09:39
Kadın Oyunları Festivali’nin üçüncü gününde, “Evin Kokusu” oyunu seyirciyle buluştu.
Ayvalık Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla, Vural
Sineması Nejat Uygur Sahnesi’nde sergilenen, Nagihan Gürkan’ın yazıp yönettiği oyunda
usta oyuncu Sıla Erkan tek kişilik performansıyla yürekleri fethetti.
Seyirciyle interaktif ilişki
Seyirciyi sahnede karşılayan Sıla Erkan, Bernarda Alba'nın Evi metnini anlatmak üzere
sandalyeye oturdu ve tüm karakterleri oynadı. Sanatçı oyun süresince seyirciyle interaktif bir
ilişki kurdu. Bernarda Alba'nın Evi metindeki kadınları kendi kişisel tarihinde barındırdığına
dair seyirciye verdiği ipuçlarıyla "unutmak-hatırlamak" ekseninde bir yere oturttu. Oyun,
herkesi kendi geçmişine döndürüp bulunduğu ana döndürdü.
Kendime kızıyorum
Ankara’da başlayıp Ayvalık’ta final etabı gerçekleşen Kadın Oyunları Festivali’nde yer
almaktan büyük gurur duyduğunu dile getiren Sıla Erkan, “İyi ki buradayım. Çünkü
salondaki izleyici koltuklarına da fotoğrafları yapıştırılan şiddet sonucunda hayattan koparılan
kadınlarla benim aramda herhangi bir fark yok ki. Ortada ‘Bu kadınlar, şöyle oldukları için
katledildiler’ diye bir durum yok. Yani neredeyse şansına yaşar hale geldik. Bu yüzden de
bana göre bu festival çok geç kalınmış bir organizasyon. Kendime de bu anlamda kızıyorum.
Benim de bir tiyatro sahnem var ve benim de böylesi bir organizasyon aklıma gelebilirdi”
dedi.
Kadınlar her an hatırlanmalı
Kadınları her hatırlatmanın sanatçıların baş görevi olduğunu vurgulayan sanatçı duygularını
şöyle dile getirdi: “8 Mart Dünya Kadınlar Günü ama 9 Mart’tan itibaren önümüzdeki 7
Mart’a kadar da Dünya Erkekler Günü’dür’ şeklinde bir espri vardır. Aslında bu çok
doğrudur. Yalnızca 8 Mart değil, kadınları her an için hatırlatmak bizim görevimiz galiba.
Tiyatro söz konusu olduğunda, rol kişilerine baktığınızda tarihten bu yana ağırlıklı olarak
erkekler de var. Tabi çağdaş oyunlarda da bu var. Dolayısıyla belki de dursun artık erkek rol
kişileri mümkünse. Biraz da kadınlara bakalım. Kadınların hikâyelerine bakalım. Onların
ağzından dinleyelim. Ne giydiklerine bakmayalım. Neyi anlattıklarına ve neyi dert ettiklerine
bakalım. Her şeyden önce bir kadın olarak bakıldığında fiziksel şiddetin başlamasına gelene
kadar kadın konusu önemsizleştiriliyor. Hatta kadın ve şiddet konusunu dile getirenler,
saçmalıyormuş ve hatta haddini aşıyormuş gibi bir hale getiriliyor. Ama aslında şiddete
baktığımızda zaten kabul edilebilecek bir şey değil elbette. Ama bunun dışında biz de
oyunumuz da bu konuyu içten içe mevzu etmeye çalışıyoruz. Zaten biz kadınlar baskı
altındayız. Hem de çok ciddi bir baskı altındayız. Bu durum; sabah uyandığımızdan, gece
uyuduğumuza kadar devam eden bir şey… Bu bize hafif gelen, bizim idare ettiğimiz, ‘tamam
öyle olsun’ dediğimiz, kendi pratiklerimizi geliştirdiğimiz bu ciddi baskı; bir süre sonra
kadına yönelik hakareti, psikolojik baskıyı ve şiddeti de beraberinde getiriyor. Oysa kadın ya
da erkek fark etmez bir insanın bedeni, Ona ait bir varlıktır. Ama birçok toplumda kadının da

varlığı kabul edilemediği için ister onu bunu giysin, ister o lafı etsi ister öyle oturmasın da
böyle otursun, dik durursam da problem haline geliyor, kamburlaşırsan da problem haline
geliyor.”
Bugün kadına şiddet konusunda ne yazık ki bu noktadayız
Kadınların hemen her kesimde “Onu giydi, bunu çıkardı, yok, onu söyledi, yok, bunu yaptı’
gibi sürekli bir edepli hale getirilebilme durumlarının yaşandığına değinen sanatçı şöyle
devam etti:
“Kadın sürekli; sanki ilgilenilmesi, sanki kendi kendine beceremez de, bizim yardımımızla
ayakta durabilir gibi bir haline dönüştürülmek isteniliyor gibi bir durum var ortada. Şimdi bu
arzu neticesinde, zaten sosyolojik anlamda da bu arzu var. Bunun dışında toplumu
yönetenlerde de bu var. Bu durum sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde böyle bir durum
var. Tabiî ki kadının varlığı kabul edilmediği sürece elbette ki bizim mevzu bile
edemeyeceğimiz. Bu durum kadın ya da erkek fark etmiyor. Genelde böyle bir çaba var.
Kadın; ‘tayt mı giydi, eteğini mi giydi? Onu yaptı, bunu mu yaptı?’ bunu bir erkeğin üzerinde
yapmıyorsak, elbette bir kadın üzerinde de yapmamamız gerekir. Kadının sadece kadın olarak
var olması, sadece bir insan olarak var olmasını tahammül edemediğimizden midir, bilinmez.
Bugün kadına şiddet konusunda ne yazık ki bu noktadayız. Bana göre sorun aslında tam da
burada başlıyor.”
Bu haber 1284 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum