"BİREYLER GİDER, İLKELER KALIR!"

“BİREYLER GİDER, İLKELER KALIR!”

Örgütün içinden gelen bir örgüt neferi ve vatanperver bir yurttaş, gerçek bir Atatürkçü olduğum inancımla ifade etmek isterim.

İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi'yle birlikte istifasını sunan Karabük Milletvekili Hüseyin Avni Aksoy ve Yalova Milletvekili Özcan Özel cumhuriyet değerlerine zarar vermektedirler. Bu, bir Atatürkçü ve bir vatanperverin yapmayacağı bir harekettir. Bu hareket, gerici ve yobaz anlayışın ekmeğine yağ sürmüştür.

Elbette eksiklerimiz vardır. Elbette eleştirilebiliriz. Ancak yeri geldiğinde özeleştirimizi yapmasını da biliriz. Önemli olan partimizin kurucu değerlerinden aldığı ve Atatürk'ün bize miras bıraktığı birlik ve beraberlik ruhuna sahip olalım.

97 yıllık Cumhuriyet tarihinde uzun bir dönem iktidarda bulunmamış bir parti olmamıza rağmen sevgi, saygı, bağlılık ve ilkelerimiz bu koca çınarı ayakta tutmuştur. Meselemiz bu mücadele ruhuyla cumhuriyetin meşalesini geleceğe taşımaktır.

Kendisini '29 Ekim Gücü' olarak nitelendirip lanse edenler 29 Ekim'in ruhunu da anlayıp kavrayamamışlardır. Biz CHP'liler olarak zaten 23 Temmuz 1919'daki Erzurum Kongresinin, 4 Eylül 1919'daki Sivas Kongresinin iradesi, 19 Mayıs 1919'da ise Samsun'a çıkan isyankar ve aykırı ruha sahip olan Mustafa Kemal'in ruhu ve öz gücüyüz. Cumhuriyet Halk Partisi işte zaten bu ruh, bu güç ve irade demektir.

1919'da Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının verdiği mücadeleyi kendilerinin partimizden istifa etme gerekçeleriyle kıyaslayan hatta bir tutan bu zihniyet ecdadımızın, ülkemizin birliği ve dirliği için verdiği mücadeleyi küçümsemektedir. Kuvayı Milliye ruhuyla emperyalistlere karşı çetin mücadeleler vermiş, canını, ailesini, malını hiçe saymış vatanperverlerin vermiş olduğu mücadeleyle bu istifalarını bir tutanlar deyim yerindeyse acz içindedir ve cumhuriyetin mirasına saygısızlık yapmışlardır.

Partimizden istifa eden bu üç milletvekilinin açıklamaları aydınlık bir gelecek yaratma ve ülkemizi içinde bulunduğu buhrandan kurtarma mücadelesi veren partimizin kadrolarına ve örgütlerine de saygısızlıktır.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin bütün üyeleri öz evlatlarıdır.

Kendisini ateş parçası olarak lanse eden İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi'nin örgütümüzden bîhaber olduğu için partimizde nice ateş parçası olduğundan da habersiz. Yaptığı açıklamasından da anlaşılacağı gibi CHP örgütünü ötekileştiren yaklaşımı partimizin yaklaşımıyla zaten bağdaşmamaktadır. Partimiz köklerini Cumhuriyet değerlerinden ve Mustafa Kemal Atatürk'ten almaktadır. Atatürk'ün anlayışı herkesi kucaklayan ve kucaklaştıran, ülkemizin birliğini ve bütünlüğünü savunan bir anlayıştır.

Bu anlayış çerçevesinde Cumhuriyet Halk Partililer önce birbirlerini kucaklar ve ötekileştirmez, eksiklerini özeleştiri yaparak tamamlar, ülkemizin muasır medeniyetlere yükseltme hedefine bir ve bütün olarak koşar. Ancak Çelebi, bu yaklaşımda olması gerekirken örgütümüzün mücadelesi, yurttaşlarımızın oylarıyla seçildiği makamdan Cumhuriyet Halk Partisi'nde mücadele eden Atatürkçüleri eleştirerek ve ötekileştirerek istifa ediyor.

İşte kullanmış olduğu bu dil, siyasette yıllardır gördüğümüz bireysel menfaat peşinde koşan ve kendi siyasi ikballerini var etmeye çalışanların kullandığı dilden farklı değildir.

Açıklamasında demokrasiyi ağzından düşürmeyen Çelebi, milletvekili sıralamasına genel merkezin kararıyla alındığında ‘Ben istemem demokratik değil.’ demedi.  Parti içi demokrasinin önemini de savunmuş olsaydı, örgütümüzün demokrasi kültürüne saygı duymuş olsaydı, demokrasi konusunda söylediklerinde samimi olduğunu düşünürdük. Demokrasi yeri geldiğinde bir hakkı elde ederken başkalarının ve yol arkadaşlarının da hakkını gözetmek ve savunmak, adaletli olmak, hakkı olmadığı bir şeye itiraz etmek anlamına da gelir. Demokrasiyi savunduğunu düşünen Çelebi, konu kendisi ve siyasi ikballeri olunca bu yaklaşımdan oldukça uzaktır. Pratiğini parti içinde uygulamamış birisinin derin çelişkiler içinde olduğu açıktır.

Mevcut bütün siyasi partilerin içinde demokrasiden söz edilecekse CHP de uygulanan demokrasi ve fikir özgürlüğü hiç bir partide olmadığı kadar vardır. Tabi ki eksik yanları olabilir.
Ancak bu eksiklerin tamamlanması için seçim kanunu ve siyasi partiler yasasının değişmesi gerekmektedir.  Onun içinde TBMM parlamentosunda milletvekili çoğunluğuna sahip olmak gerekiyor.

Bu tür kişilerin Atatürkçü düşünceden bahsetmesi de ayrı bir sakatlıktır. Bu sakat düşünce ve yıllarca kendi düşüncelerini Atatürk'ün düşünceleriymiş gibi lanse edenler nedeniyle ne yazık ki Mustafa Kemal Atatürk de zarar görmüştür. Bu tür kişilere gerçek Atatürkçüler denemez.

Gerçek Atatürkçüler, ortak paydalarda insanları bir araya getiren, halkın bütünlüğünü sağlayan, 'sadece benim dediğim gibi olsun' demeyen ve bugün ülkenin içinde bulunan olumsuzluklar ortadayken bunları oturup aynı masa etrafında düşünüp değerlendirenlerdir. Sorunları kestirip atanlar değil onlara samimi çözümler sunanlardır.

Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün milli mücadele yıllarında bu bakış açısıyla oluşturduğu millet ittifakı gibi. Ülkemiz Kurtuluş Savaşı'nı büyük bir seferberlik duygusuyla, herkesi ve her kesimi bir araya getirerek, millet ittifakı oluşturarak başarıya ulaştırmıştır. Şu anda ülkemiz yine bir kurtuluş mücadelesinin içindedir ve yine partimiz önderliğinde oluşturduğumuz Millet İttifakı bu yaklaşımın temelini oluşturmaktadır.

Ülkemizde yaşayan herkesi ve her kesimi ortak paydalarda bir araya getirip kucaklaştıran, kimseyi öteki olarak yargılamayan yani Atatürk'ün bütünleştirici bakış açısına sahibiz. Atatürk'ten bahsederken kutuplaştırma ve kamplaştırma dilini kullanmayı kendimize yakıştıramayız.

Milletimizi kamplara bölen ve düşmanlaştırmaya çalışan ceberrut iktidarla boğuşurken aynı bakış açısıyla birbirimize öteki gibi bakmak ve ayrıştırıcı dil kullanmak hiçbir Atatürkçünün ve Cumhuriyet Halk Partilinin yapacağı bir şey değildir. Ancak bu üç milletvekilinin kullandığı ayrımcı ve ötekileştirici dilin çok tehlikeli olduğunu, iktidarın bakış açısından farklı olmadığını da görmezden gelemeyiz.

Bu zihniyet 'küçük olsun benim olsun' zihniyetidir.

İşte bunlar, halktan kopuk sözde Atatürkçülerdir.

Partimizin güçlü ve tarihsel kökleri, örgütümüze güçlü bağlarla sarılmış milyonlarca yurttaşımız ve partimizin onlarca seçilmiş belediye başkanı ve milletvekili, her kademesinde güçlü kadroları varken kendini buna karşı bir düşünce içinde görmek, toplumun değerleri ve düşünceleriyle dalga geçmek ve onu küçük görmekten başka bir şey değildir.

Daha önce Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı başlattıkları imza hareketinin içinde olmalarına rağmen partimizin demokrasi anlayışı ve kucaklayıcılığı neticesinde ve halkımızın oyları sayesinde milletvekili, belediye başkanı olmuş, parti içinde önemli kademelerde bulunan yöneticilerimiz dahi varken ve partimiz kendilerine de bu görevlerde bulunma imkanı tanımışken partimizi eleştirerek ötekileştirmek 'işime gelmedi, oynamıyorum' demekten başka bir şey değildir.

Atatürk'ün üst devrimleri olan harf inkılabı, kadınlara eşit birer yurttaş olarak seçme seçilme hakkı tanınması, çağdaş ve saygın toplumlarda olduğu gibi kılık kıyafet inkılabı, bilimsel literatürde yer bulan devrimlerini doğru algılayamayan bu kişiler Atatürk'ün vefat ettiği 1938'den sonraki yıllarda yalnızca O'nun mirasını yemişlerdir.

Atatürk'ün 'Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.' sözünü bir duvar süsü olarak algılayan bu zihniyet, O'nun alt devrimlerinin gerçekleşmesine yönelik hiçbir çalışmayı yerine getirmemiştir. Atatürk'ün alt devrimlerinin gerçekleşmesinde özellikle halkçılık ve devrimcilik ilkelerinin günümüz koşullarına göre güncellenmesi ve uygulanması çok önemlidir. Ancak ilkelerin anlaşılamaması ve bireysel çıkarlar için siyaset yapan bu anlayış partimizin ve Atatürk'ün ilkelerinin içini boşaltmış ve kürsülerden sadece nutuk atmışlardır.

Lafa gelince en büyük Atatürkçü olduğunu iddia eden bu yaklaşım, yıllar içerisinde siyasi ve idari boşluklar bırakarak ve bireysel olarak kendini var etmeye çalıştıklarından ülkemiz ne yazık ki, gerici, bağnaz ve yobaz düşüncelerin eline geçmiştir.

Mustafa Kemal'in oluşturmaya çalıştığı yurttaşlık bilinci, herkesin bir arada ve refah içinde yaşaması üzerine kuruluyken bu yaklaşımlar kendilerini bir yere taşıma ve siyasi ikbal elde etme kaygısıyla ne yazık ki Atatürk'ün bu düşünce ve idealinden çok uzaktadırlar.

Halktan kopuk Atatürkçü olmaz.

Çünkü Atatürkçüler toplumunu ve halkını iyi tanır.

Çünkü Atatürkçüler özgürlük ister.

Çünkü Atatürkçüler halka inanır, halka saygı duyar.

Atatürkçüler halkın iktidarını ister.

Bu milletvekilleri gibi figürler sadece kendi iktidarlarını isterler.

Herkesten çok Atatürkçü görünürler, Atatürk'ün en belirgin niteliklerini ve devrimci tavrını reddederler.

Bugünkü siyasal düzende Atatürkçülüğün aşırısı olur, hatta ılımlısı olur fakat insancıl olmayan, insan sevgisine dayanmayan Atatürkçülük olmaz. Kutuplaştıran, kamplaştıran, kendinden olmayana düşman gözüyle bakan Atatürkçü olmaz. Atatürkçü 'sen şöylesin, sen böylesin' diye yaftalamaz. Değer yargılarına, düşüncelere, farklı bakış açılarına saygı duyar ve onları bir zenginlik olarak görür.

Çünkü Atatürkçülük birleştirendir, bir araya getirendir.

Hatalar da doğrular da insanlar içindir. Bunca saygısızlık, aciziyet ve ötekileştirici dile rağmen bizler yani Atatürk'ün birleştiriciliğine inanan gerçek Atatürkçüler, gün geldiğinde küçük hesaplar tutmadığında, yaptıkları ve söylediklerinden bir kıssadan bir hisse alan kim olursa olsun beşer şaşar insan diyip, yine kapı açacağız, yine kucak açacağız. Biz sözlerinde öteki dedikleri partinin öz evlatları olarak asla dışlayan değil, her daim birleştiren olacağız.